|
|||||||
Beşiktaş SK Beşiktaş ile ilgili herşey ve daha fazlası bu özel bölümde |
!!! Hemen Ücretsiz Hızlı KAYIT OL !!!
|
Stadın Adı Yok! (II. Bölüm)
Beşiktaş SK icinde Stadın Adı Yok! (II. Bölüm) konusu , UN YOK, ŞEKER YOK, GAZ YOK; AÇLIK VAR, KARABORSA VAR, STADYUM VAR!
1 Eylül 1939 Cuma günü Alman birlikleri Polonya’ya girer. Bu işgal karşısında 3 Eylül günü İngiltere ve Fransa ...
|
|
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 | ||
|
Moderator
![]()
kahr abi İletisi:
durum belirtilmemiş.
Üyelik tarihi: 01-02-2008
1454
Yaş: 31
Mesajlar: 2,096
Teşekkür Sayısı: 3,233
1,405 Mesajına 2,748
Teşekkür edildi
Tecrübe Puanı:
532533 79873101 Karizma Seviyesi:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Konuya Cevap Yazmak ve Linkleri Görmek İçin Kayıtlı Üye Olmanız Gerekmektedir... UN YOK, ŞEKER YOK, GAZ YOK; AÇLIK VAR, KARABORSA VAR, STADYUM VAR! 1 Eylül 1939 Cuma günü Alman birlikleri Polonya’ya girer. Bu işgal karşısında 3 Eylül günü İngiltere ve Fransa Almanya’ya savaş ilan ederler. Avrupa’dan başlayarak neredeyse tüm Dünya’ya yayılacak, milyonlarca cana mal olacak beklenen savaş başlamıştır... Ankara hükümeti bu savaşta tarafsızlık siyasetini gütmekte ilk günden itibaren kararlı bir tutum sergiler. Buna rağmen savaşın etkileri ülkede her geçen gün daha da hissedilmektedir. Yasaklar ve önlemler birbiri ardına ilan edilir. Her türlü yiyecek ihracı ve Türk gemilerinin yabancı limanlara yapacağı seferler durdurulur. Ekmek haricinde pasta, çörek, börek hatta simit gibi tüm unlu yiyeceklerin yapımı yasaklanır. Pastaneler kapatılır. Gazetelerin sayfa sayıları önce 6, sonra 4 sayfayla sınırlandırılır. Büyük şehirlerden başlatılarak kısa sürede tüm yurtta geceleri karartma uygulanmaya başlanır. Vergiler yükseltilir, gelir vergisi %50 arttırılır. Ekmek, kişi başına günde 375 gram, ağır işçiye 750 gram verilmek üzere karneye bağlanır. Ardından bu miktar önce 300 grama, birkaç ay sonra da 150 grama düşürülür...Özel otomobillerin trafiğe çıkması yasaklanır. Taksilerde tek ve çift plaka uygulamasına geçilir. Öncelik emekli, dul ve yetimlerde olmak üzere beyanname dolduran İstanbul halkı devlet tarafından ücretsiz olarak Anadolu’ya nakledilmektedir. Gazeteler yaptıkları yayınlarla bu göçü teşvik ederler. Birçok aile İstanbul’dan ayrılmaya başlar. Vatandaşlar boş arsalarda ve parklarda siperler kazmaya mecbur tutulur. Temel besin maddelerinin neredeyse tamamı karneye bağlanır. Karaborsa yaptıkları ve fahiş fiyatla mal sattıkları gerekçesiyle ilk 6 ay içinde 40 bin tüccar hüküm giyer. Türk devleti henüz savaşa girmemiştir ama Türk halkı, yokluklar, kuyruklar, peş peşe açıklanan zamlar, ağırlaştırılan vergiler ve iliklerini kemiren karaborsayla çaresizce savaşmaya çoktan başlamıştır. İşte böylesine bir ortamda Dolmabahçe’de inşa edilecek stadyumun temelinin 19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramında atılacağı açıklanır. İtalyan mimar Violi tam ısmarlandığı gibi, rejimin ve Milli Şef’in gücünü temsil edebilecek, antik Roma mimarisini anımsatan bir proje hazırlamıştır. Stadın Dolmabahçe Sarayı’na bakan yüzünde (günümüzdeki eski açık tribün) büyük bir demir kapı yapılacak, bu kapının her iki yanındaki duvarlar tunç rölyeflerle süslenecektir. Bu demir kapı iki yana açıldığında, sağ ve sol tarafta Milli Şef’in Türk gençliğine hitabeleri yer alacaktır. Tunç rölyeflerle süslenen duvarlarla, üzeri kapalı olacak iki tribünün birleştiği noktalara, iki kule inşa edilecek ve bu kulelerin üzerinde de disk ve cirit atan sporcu heykelleri yer alacaktır. Ayrıca stadın gaz şirketi tarafında kalan tribünün arkasındaki alan yeniden düzenlenecek (günümüzdeki yeni açık tribünün arkasındaki alan) burada tenis kortları yapılacaktır. ![]() STADYUMUN TEMELİ ATILIRKEN, BİR OLDU-BİTTİYLE İSMİ DE KONUR! 19 Mayıs 1940 Pazar günü saat 17.00’de stadyum temeli atılır. (İstanbul ansiklopedisi bir yanlışlık yaparak temel atılan yılı 1939 olarak yazmış. Tarihi araştırma yaparken kaynağa inme alışkınlığından uzak yazarlarımız da aynı yanlışı tekrarlayıp durmuş. Üstelik ‘’1939’da temeli atılan İnönü stadının yapımı, 2. Dünya savaşının başlamasıyla gecikti.’’ söylemini İnönü stadıyla ilgili yazılan tüm bu yüzeysel tarihçelerde kullanmak moda olmuş. İnönü stadının temeli 1940 yılında, 2. Dünya savaşının başlamasından 9,5 ay sonra atılmıştır.) Temel atma töreni günümüzde BJK müzesine girilen kapının bulunduğu mevkide gerçekleştirilir. Halk partisi ileri gelenleri, üniversite üyeleri, spor teşkilatının önde gelen isimleri törende hazır bulunurlar. Temele ilk harcı, İstiklal harbinde Yunan işgali altındaki İzmir’e ilk giren kuvvetlerin komutanı Fahrettin Altay Paşa atar. Tören vali-belediye başkanı Lütfi Kırdar’ın nutkuyla başlar: ‘’ Aziz Türk genci; senin isminle anılan bu büyük bayramımızda, bu şerefli yıldönümünde, sana mahsus en kıymetli mekteplerden birinin temelini atmakla derin bir inşirah (ferahlık) hissediyorum. Milli şefimiz stadyumların nasıl telakki ve tarif lazım geldiğini şu veciz cümle ile ifade buyurmuşlardır: ‘’ Türkiye’yi idare edenler; stadyumu en kıymetli mektep gibi her yerde kurmaya çalışacaklardır. Türkiye’nin istikbalini idare edecek olan genç nesil açık havada, açık meydanlarda yetişecektir.’’ İşte ben de Milli Şefimiz Büyük İnönü’nün stadyumlar hakkındaki bu irşatlarından (doğru yolu göstermek, uyarmak) ilham alarak şehrin asri (modern) bir stada ihtiyacı olduğunu anladım. Milli Şefimiz Büyük İnönü memleket müdafaasının (savunmasının) sportif bir gençlikle daha mükemmel yapılabileceğine, gençliğin bu statta kabiliyetlerini daha müsait şartlarla ispat edeceğine emindir. Sizlere müjdeliyorum ki, Milli Şefimizden yapılacak bu şehir stadımıza ‘’İnönü Stadyumu’’ ismi verilmesine müsaade verilmesini şehir namına rica ettim. Milli Şefimiz Büyük İnönü’nün bu ricayı kabul buyurmaları dolayısıyla stada ‘’İnönü Stadyumu’’ ismi veriyorum. Hayırlı olmasını dilerim’’Böylece, şehir meclisinin veya herhangi bir komisyonun fikri alınmaksızın, Vali Lütfi Kırdar’ın iki dudağı arasından çıkan ‘’İnönü Stadyumu ismi veriyorum’’ sözleriyle, stadyumun ismi konulmuş olur. 1936 yılında inşa edileceği duyurulan bu stadyumun yapımının bütünüyle tamamlanması çeyrek asırdan fazla bir zaman tutacak ve adının artık ‘’İnönü stadyumu’’ olmadığı ve Lütfi Kırdar’ın yaşama veda etmiş olduğu bir dönemde ancak tamamlanabilecektir. 1940 yılı 19 Mayıs’ında temel atılır atılmasına da, inşaata bir türlü başlanamaz. Temel, inşaatın yapılacağı arazi bütünüyle istimlâk edilmeden atılmıştır ve 70’li yılların MC hükümetleri sırasında birbiri ardına atılan ‘’Erbakan-Ağır sanayi hamlesi’’ temellerinin benzeri bir durum yaşanmaktadır. Örneğin, inşaat için gereken betonarme demirin Belçika’dan ithali kararlaştırılmıştır. Kısa bir süre sonra Alman orduları Belçika’yı işgal edince iş suya düşer. Stadın inşası için ayrılan 1,5 milyon liralık istihkak ise harbin neden olduğu iktisadi dalgalanmalar arasında eriyip gider. Daha önceki açıklamalarda, stadyumun 1940 yılı sonbaharında tamamlanacağı duyurulmuştur. 1940 Eylül ayına gelindiğinde Dolmabahçe’de henüz tek bir kazma vurulmamışsa da, vali Kırdar yapmak için değil ama yıkmak için bir başka yere kazma vurdurmayı başarır. Son derece zarif bir tarihi yapı olan Taksim Topçu Kışlası’nın ve avlusundaki Taksim Stadı’nın yıkım emrini verir. Türk futbolunun ilk çeyrek asrının hatıraları da tarihi binayla birlikte yıkılıp yok olur. Geniş halk kitleleri futbolla bu statta tanışmış, futbolu bu statta sevmiştir. 31 Mart hareketinin ardından kışlanın hasar gören avlusu, Çelebizade Sait Tevfik Bey (Sait Çelebi) tarafından kiralanır. İşletmesini Bork adında Malta’lı bir tüccar üstlenir. Bork’un amacı bu alanı sirk gösterileri, at yarışları düzenleyebileceği bir alan haline getirmektir. Kısa bir süre sonra İstanbul’un Avrupa yakasında futbol maçları oynamaya uygun bir alan arayan Beşiktaş’tan Şeref Bey, Fenerbahçe’den Zeki Rıza (Sporel) ve Galatasaray’dan Yusuf Ziya (Öniş) kışla avlusunu Malta’lı tacirden kiralarlar. Şeref Bey ve Zeki Rıza Bey’in birer, Yusuf Ziya Bey’in iki hisseye sahip olduğu ortaklık, 40 Bin lira harcayarak kışla avlusunu günün şartlarına göre güzel bir stadyum haline getirir. Türk Milli Takımı, tarihindeki ilk maçı bu statta 26 Ekim 1923 günü Romanya ile yapar. Donanma ampulleri kullanılarak ilk gece maçı yine bu statta oynanır. İlk radyo naklen yayını Sait Çelebi tarafından yine bu stattan gerçekleştirilir. Fenerbahçe işgal yıllarında İngilizlerle bu statta karşılaşır. Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray bu statta büyük olurlar. Hüsnü’ler, Hakkı’lar, Şeref’ler siyah beyazlı formayı ilk kez bu statta taşırlar. Günümüzde ayakta kalsa, zarif mimarisi, Kremlin sarayını anımsatan kuleleriyle İstanbul’a muhteşem bir kültür merkezi olabilecek Taksim Kışlası vali Lütfi Kırdar’ın yıkım emriyle tarihin derinliklerine gömülüverir. Bu alan “İnönü Gezisi” adı verilecek şehir parkı haline dönüştürülür. 30 Ağustos 1942 tarihinde kutlanan 20. Zafer Bayramı günü, Taksim Stadı yıktırılarak yerine yaptırılan İnönü Gezisi’nin açılışıyla ilgili gazetelere gönderilen ve 29.08.1942 tarihli gazetelerde yayınlanan valilik duyurusunu yorumsuz olarak aktarmak istiyorum: ‘’ İstanbul halkının Milli Şefimiz İsmet İnönü’ye derin bağlılık ve minnet duygularının bir nişanesi olmak üzere inşa edilen İnönü Gezisi yarın saat 12:30’da Vali ve belediye Reisi Dr. Lütfi Kırdar’ın bir nutku ile açılacaktır. İstanbul şehir meclisi geçen sene iki karar vermişti. Bunlardan biri İstanbul’un imarı yolunda sarf edilen gayretler arasında şehrin en mühim (önemli) meydanlarından biri olan Taksim’de İnönü Gezisi vücuda getirilmesine, diğeri de gene burada Milli Şef’in yüksek sanat kıymetini haiz bir heykelinin dikilmesine dairdir. Dr. Lütfi Kırdar yarın İnönü Gezisi’nin açılış töreni münasebetiyle söyleyeceği nutukta belediye meclisinin şehir halkını temsilen, ittifakla ve alkışlarla vermiş olduğu kararlardan birincisinin tatbik sahasına konulduğunu anlatacak ve İstanbul’un Milli Şef’imize karşı ebedi bağlılık ve minnet duygularına tercüman olacaktır.’’ Taksim stadyumu yıktırılmıştır. Ancak aradan birkaç sonbahar geçtiği halde Dolmabahçe’de henüz hafriyat bile yapılamamıştır. Bırakın Türk gençliğine yeni stadyumlar kazandırmayı, Dimyat’a pirince gidilirken evdeki bulgurdan da olunmuştur. Vali Kırdar, 19 Mayıs 1943 günü yeniden bir temel atma merasimi düzenler. Böylece stadyum diğer tuhaf özelliklerinin yanı sıra, 2 yıl arayla 2 kez temeli atılan bir stadyum olma özelliğine de kavuşur. Sağlanan 2 Milyon lira ek tahsisatla Has Ağılar’ın bulunduğu alan inşaata hazırlanır. Hafriyat başlar. Gazhanenin bulunduğu alana inşaatın başlatılması ise çok uzun yıllar sonra mümkün olacaktır. Dönem tek parti iktidarı, Milli Şef dönemidir. Birkaç gazeteci şehrin stadyum sıkıntısını sorgulamaya kalkışsa da, onlar da kolayca susturulur. Pek bir şey yapılmadan 3 yıl daha geçer. 1946 yılının ikinci yarısında Türk mimarlar Fazıl Aysu ve Şinasi Şahingiray’ın üstün gayretleriyle 1947 yılının 19 Mayıs’ına yetiştirilmek hedefiyle stadyum inşaatına hız verilir. Tunçtan rölyeflerden, disk atan, cirit atan sporcu heykellerinden, tenis kortlarından çoktan vazgeçilmiştir. Gazhane binası da yerinden milim kıpırdatılamamıştır. Mecburen plandaki en büyük seyirci kapasitesine sahip olacak tribünden de o an için vazgeçilir. Kaçak inşaat yapılan yerleşim birimlerinde nasıl ki evlerin çatıları, kiremitleri olmaz, her an bir kat daha çıkılabilmenin yolları kollanarak çatılar açık bırakılır, Bitişikteki gazhane binasının da bir gün istimlâk edileceği umuduyla, aradaki sınır, tribün inşaatına hemen başlanabilecek şekilde taş bir duvar örülerek kapatılır. MİLLİ ŞEF, ADININ VERİLDİĞİ STADYUMU AÇIYOR… 19 Mayıs 1947 Pazartesi günü Milli Şef İnönü’nün katılımlarıyla adını taşıyan stadyumun açılışı yapılır. Futbol sahası, koşu pistleri henüz hazır değildir. Stadyumun 3 tribününü dolduran İstanbullular şimdilik Gençlik ve Spor bayramı törenlerini izlemekle yetinirler. Stadyumda ilk futbol maçı, yaklaşık 6 ay sonra 23 Kasım 1947 günü Beşiktaş’la İsveç’in AIK takımları arasında oynanabilecektir. İlk golü atmak şerefi de, Beşiktaş’ın sağ kanat oyuncusu Süleyman (Seba)’ya nasip olur. Maçın 40. dakikasında deniz tarafındaki kaleye geliştirdikleri atakta, soldan Hikmet’in (Alpaslan) ortasına Süleyman’ın (Seba) yerden vuruşu Beşiktaşlılara ilk gollerini kazandırır. Savaş yılları da olsa, stadyumlara, açık hava tiyatrolarına, Spor Sergi saraylarına kaynak yaratabilen tek parti iktidarının, Cumhuriyetin’in kurucusu Atatürk naşının müzede bekletilmesine çare bulamaması ve temeli 10 Ocak 1944’de atılan Anıtkabir inşaatını bir türlü gerçekleştirememesi düşündürücüdür. Anıtkabir inşaatı ancak Demokrat Parti döneminde gerçekleştirilecek ve Ata’nın aziz naşı 10 Kasım 1953 günü, vefatının üzerinden 15 sene geçtikten sonra ebedi istirahatgahına nakledilebilecek, toprakla buluşabilecektir. Vali Lütfi Kırdar, 1949 yılı yaz aylarında tek parti iktidarıyla ters düşer. Bayındırlık bakanlığıyla sürtüşmeye girer. İktidarın sesi konumundaki Ulus gazetesinde Kırdar’ın görevinden alınarak Suriye elçiliğine atanacağı haberinin yer alması gecikmez. İstanbul’a atanacak yeni valinin de Fahrettin Kerim Gökay olacağı konuşulmaktadır. Yaklaşık 10 yıl ülkenin en büyük kentini tek adam olarak idare eden Kırdar, basit bir elçilik görevini kabul etmeye yanaşmaz. İstanbul’dan önce vali olduğu Manisa ilinin Halk Partisi teşkilatı Kırdar’a sahip çıkar. Ekim ayında gerçekleştirilecek ara seçimlerde kendisini Manisa ili milletvekili aday listesinde baş sıraya yazarlar. Kırdar’ın milletvekilliği ancak 7 ay sürer. 1950 Mayıs’ında gerçekleştirilen genel seçimde muhalefetteki Demokrat Parti ezici bir çoğunlukla iktidara gelir. Milli Şef dönemi son bulmuştur. Kırdar, inşa ettirdiği stadyuma ismini verdiği Milli Şef’ine kırgın bir şekilde meclis dışında kalır. Ülkede 11 Kasım 1938 günü yaşanmaya başlayan sürecin tam tersi bir süreç işlemeye başlar. Duvarlardan indirilen, banknotlardan kaldırılan fotoğraflar bu kez Milli Şef’in fotoğrafları olacaktır. Atatürk’ü koruma kanunu bu dönemde yürürlüğe konur.(25 Temmuz 1951) Lozan’ın zafer mi, hatalarla dolu bir anlaşma mı olduğu bu dönemde tartışmaya açılır. Halk Partisine ait mallara el konulmasını içeren yasa bu dönemde yürürlüğe girer. Askeri belgelere göre 121 askerin şehit olduğu 1. İnönü savaşı diye bir savaşın olup olmadığı bile sorgulanmaya başlanılır… İNÖNÜ’DEN MİTHATPAŞA’YA… 1951’in yaz aylarına girilirken, ölümünden 67 sene sonra birdenbire Mithat Paşa’nın hürriyet kahramanı olduğu hatırlanıverir. Suudi Arabistan yönetimiyle gerekli görüşmeler yapılır. Mithat Paşa’nın kemikleri Taif’deki mezarından çıkarılarak Türkiye’ye getirilmek üzere yola çıkarılır. İstanbul Mithat Paşa’nın naaşını karşılamaya hazırlanırken, İstanbul Belediye Meclisi de verilen bir önergeyi oy birliğiyle yasallaştırmaktadır. “Yaşayan siyaset adamlarının adlarının, sokak, meydan, spor sahası, okul ve benzeri alanlardan kaldırılması” teklifi kabul edilir. Bunların tespiti için mülki encümene yazı çıkarılır. Aslında kabul edilen bu kanun, Milli Şef döneminden arda kalan izlerin de kazınması anlamını taşımaktadır. Meclis üyesi Saim Nuri Uray kürsüye çıkar ve şu konuşmayı yapar: ‘’ Hepinizin bildiği gibi Mithat Paşa hürriyet şehidi ve hürriyet kahramanıdır. Şehir stadımızın Dolmabahçe sarayı karşısında bulunması, Türk gençlerine her spor karşılaşmasında Mithat Paşa’yı ve onun mücadelesini hatırlatacak, hürriyet idealinin bekçileri olan gençlere istibdatla (baskı rejimi) hürriyetin mukayesesi imkânlarını verebilecektir. Mithat Paşa’nın kemiklerinin İstanbul’a doğru yol aldığı şu dakikalarda stadyuma verilecek ‘’Mithat Paşa’’ ismi İstanbullu hemşerilerinin büyük ölüye bir hürmet nişanesi olacaktır. Stadyumun isminin Mithat Paşa Stadyumu olarak değiştirilmesini teklif ediyorum’’Saim Nuri Uray’ın konuşmasının ardından söz alan tüm üyeler teklif lehine görüş bildirirler. Önerge, Mithat Paşa’nın hatırasına saygı duruşu yapılarak oy birliğiyle kabul edilir. Böylece, 22 Haziran 1951 günü, açılışından 4 yıl 1 ay 3 gün sonra Dolmabahçe’deki stadyumun ismi ‘’Mithat Paşa Stadyumu’’ olarak değiştirilir. Başkanlık Divanı üyelerinden Necla Akmoran söz alarak, İnönü Stadyumu isminin Mithat paşa Stadyumu olarak değiştirilmesinin yeterli olmayacağını, stat içerisindeki yazı ve kitabelerin de kaldırılması gerektiğini savunur. Bu teklif de incelenmek üzere komisyona havale edilir.
__________________
![]() bu senede mabetteyiz!!!!! нєяşєу кєşкє ƒiℓмℓєя∂єкi giвi σℓѕαу∂ı kral thor iletişim : [Sadece Kayıtlı Üyeler Linkleri Görebilir. Linki Görmek ve Forumdan Yararlanmak İçin Kayıt Olun...] |
||
|
|
| Sayın kahr abi , yandaki CANFORUM'lular teşekkürlerini sunuyor: | V.A.L.E (24-08-2008) |
| Sponsored Links |









Ankara hükümeti bu savaşta tarafsızlık siyasetini gütmekte ilk günden itibaren kararlı bir tutum sergiler. Buna rağmen savaşın etkileri ülkede her geçen gün daha da hissedilmektedir. Yasaklar ve önlemler birbiri ardına ilan edilir. Her türlü yiyecek ihracı ve Türk gemilerinin yabancı limanlara yapacağı seferler durdurulur. Ekmek haricinde pasta, çörek, börek hatta simit gibi tüm unlu yiyeceklerin yapımı yasaklanır. Pastaneler kapatılır. Gazetelerin sayfa sayıları önce 6, sonra 4 sayfayla sınırlandırılır. Büyük şehirlerden başlatılarak kısa sürede tüm yurtta geceleri karartma uygulanmaya başlanır. Vergiler yükseltilir, gelir vergisi %50 arttırılır. Ekmek, kişi başına günde 375 gram, ağır işçiye 750 gram verilmek üzere karneye bağlanır. Ardından bu miktar önce 300 grama, birkaç ay sonra da 150 grama düşürülür...
İşte böylesine bir ortamda Dolmabahçe’de inşa edilecek stadyumun temelinin 19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramında atılacağı açıklanır. İtalyan mimar Violi tam ısmarlandığı gibi, rejimin ve Milli Şef’in gücünü temsil edebilecek, antik Roma mimarisini anımsatan bir proje hazırlamıştır. Stadın Dolmabahçe Sarayı’na bakan yüzünde (günümüzdeki eski açık tribün) büyük bir demir kapı yapılacak, bu kapının her iki yanındaki duvarlar tunç rölyeflerle süslenecektir. Bu demir kapı iki yana açıldığında, sağ ve sol tarafta Milli Şef’in Türk gençliğine hitabeleri yer alacaktır. Tunç rölyeflerle süslenen duvarlarla, üzeri kapalı olacak iki tribünün birleştiği noktalara, iki kule inşa edilecek ve bu kulelerin üzerinde de disk ve cirit atan sporcu heykelleri yer alacaktır. Ayrıca stadın gaz şirketi tarafında kalan tribünün arkasındaki alan yeniden düzenlenecek (günümüzdeki yeni açık tribünün arkasındaki alan) burada tenis kortları yapılacaktır. 
‘’ Aziz Türk genci; senin isminle anılan bu büyük bayramımızda, bu şerefli yıldönümünde, sana mahsus en kıymetli mekteplerden birinin temelini atmakla derin bir inşirah (ferahlık) hissediyorum. Milli şefimiz stadyumların nasıl telakki ve tarif lazım geldiğini şu veciz cümle ile ifade buyurmuşlardır: ‘’ Türkiye’yi idare edenler; stadyumu en kıymetli mektep gibi her yerde kurmaya çalışacaklardır. Türkiye’nin istikbalini idare edecek olan genç nesil açık havada, açık meydanlarda yetişecektir.’’ İşte ben de Milli Şefimiz Büyük İnönü’nün stadyumlar hakkındaki bu irşatlarından (doğru yolu göstermek, uyarmak) ilham alarak şehrin asri (modern) bir stada ihtiyacı olduğunu anladım. Milli Şefimiz Büyük İnönü memleket müdafaasının (savunmasının) sportif bir gençlikle daha mükemmel yapılabileceğine, gençliğin bu statta kabiliyetlerini daha müsait şartlarla ispat edeceğine emindir. Sizlere müjdeliyorum ki, Milli Şefimizden yapılacak bu şehir stadımıza ‘’İnönü Stadyumu’’ ismi verilmesine müsaade verilmesini şehir namına rica ettim. Milli Şefimiz Büyük İnönü’nün bu ricayı kabul buyurmaları dolayısıyla stada ‘’İnönü Stadyumu’’ ismi veriyorum. Hayırlı olmasını dilerim’’
bir tarihi yapı olan Taksim Topçu Kışlası’nın ve avlusundaki Taksim Stadı’nın yıkım emrini verir. Türk futbolunun ilk çeyrek asrının hatıraları da tarihi binayla birlikte yıkılıp yok olur.
30 Ağustos 1942 tarihinde kutlanan 20. Zafer Bayramı günü, Taksim Stadı yıktırılarak yerine yaptırılan İnönü Gezisi’nin açılışıyla ilgili gazetelere gönderilen ve 29.08.1942 tarihli gazetelerde yayınlanan valilik duyurusunu yorumsuz olarak aktarmak istiyorum:
Stadyumun 3 tribününü dolduran İstanbullular şimdilik Gençlik ve Spor bayramı törenlerini izlemekle yetinirler. Stadyumda ilk futbol maçı, yaklaşık 6 ay sonra 23 Kasım 1947 günü Beşiktaş’la İsveç’in AIK takımları arasında oynanabilecektir. İlk golü atmak şerefi de, Beşiktaş’ın sağ kanat oyuncusu Süleyman (Seba)’ya nasip olur. Maçın 40. dakikasında deniz tarafındaki kaleye geliştirdikleri atakta, soldan Hikmet’in (Alpaslan) ortasına Süleyman’ın (Seba) yerden vuruşu Beşiktaşlılara ilk gollerini kazandırır.
gerekli görüşmeler yapılır. Mithat Paşa’nın kemikleri Taif’deki mezarından çıkarılarak Türkiye’ye getirilmek üzere yola çıkarılır. İstanbul Mithat Paşa’nın naaşını karşılamaya hazırlanırken, İstanbul Belediye Meclisi de verilen bir önergeyi oy birliğiyle yasallaştırmaktadır. “Yaşayan siyaset adamlarının adlarının, sokak, meydan, spor sahası, okul ve benzeri alanlardan kaldırılması” teklifi kabul edilir. Bunların tespiti için mülki encümene yazı çıkarılır. Aslında kabul edilen bu kanun, Milli Şef döneminden arda kalan izlerin de kazınması anlamını taşımaktadır. Meclis üyesi Saim Nuri Uray kürsüye çıkar ve şu konuşmayı yapar:
imkânlarını verebilecektir. Mithat Paşa’nın kemiklerinin İstanbul’a doğru yol aldığı şu dakikalarda stadyuma verilecek ‘’Mithat Paşa’’ ismi İstanbullu hemşerilerinin büyük ölüye bir hürmet nişanesi olacaktır. Stadyumun isminin Mithat Paşa Stadyumu olarak değiştirilmesini teklif ediyorum’’







Normal
Yabancı Dizi Arşivi